Pazartesi, Aralık 31, 2012

krismıs da neyin nesi


her sene bıkıp usanmadan gelen yılbaşı ve istisnasız her yılbaşında aynı duygular... öncelikle bir şey söylemek gerekirse yeni bir yıla giriyor olmak zerre kadar umurumda değil. çok anlamsız olduğunu düşündüğüm şeylerden bir tanesi daha. eğer arkadaşlarınızla vakit geçirmeyi arzu ediyorsanız bunun için bahane bulmaya gerek yok. bıktım bu saçma soruları duymaktan be arkadaş! neymiş efendim “yılbaşında ne yapacaksın?”

-“bilmem ki… belki yine biri intihara kalkışır da atraksiyon olur. onun dışında henüz düşünmedim.”

ya da mümkünse ben yılbaşında uyumayı düşünüyorum. belki bütün yılı uyuyarak geçirebilirim böylece. sonra bakınız bir başka saçmalık daha var… doğum günü kutlamaları… ne sinir bozucu. bütün o “iyi ki doğdun!” bağırışları, bir günde sarılman gereken 276434567654347654567 kişi. her sene aynı sürpriz. –arkadaşlarım tarafından- dostum, numaraya gerek yok. doğum günümü hatırlıyorum, sizin de hatırladığınızı biliyorum. unutmuş gibi yaptıktan sonra elinizde pastayla bağıra çağıra gireceğinizi biliyorum. öyleyse ne anlamı var? bunu söylediğimde kızıyorlar bana. amaç illa bir kutlama yapmaksa daha farklı şeyleri kutlayabiliriz.

“bugün kar yağdı!”
“iyi ki yağdın, iyi ki yağdın. iyi ki yağdın kaaaarrrrrr...”

bir diğer saçma muhabbet: bugün ayın 12.12.12’si… bugün ayın 20.12.2012’si… yaşadığınız her saniye bir daha geri gelmemek üzere gidiyorken sayıların uyumlu olması neyi değiştiriyor? 
bu şekilde konuştuğum için çok “odun” olduğumu söylüyorlar. kendimi savunacak değilim ama mantıklı gelmiyor olması benim suçum mu?

keman hocam “krismıstan önce geçmeyelim buna.” dedi. safım ben ağabey, anlamadım ne demek istediğini. “krismıs ne ki?” diye düşündüm bir süre. ondan sonra çaktım köfteyi. türkçe kurulan bir cümlenin içinde “krismıs”ın ne işi allah aşkına? “yılbaşında ne yapacaksın?” diye sordu sonra. sen beni kurtar allah’ım… bizim ailede de kimse sallamaz yılbaşını, belki bu yüzden ben de değersiz olduğunu hissediyorumdur. zaten yaklaşık bir yarım sene daha 2012’de olduğumuzu sanacak, tarih atarken de 2012 yazacağım.

kar yok, yağmur yok. gerçekten berbat bir yılbaşı geçiriyorum sonuç olarak… kalbim yine boş. hüzün yok, mutluluk yok. bunun için şükür mü etmeliyim yoksa isyan mı? yine ağzımda iğrenç bir tat var, başım ağrıyor ve biraz da midem bulanıyor. uyumak istiyorum. kafamı yastığa koyar koymaz uyumayı ve gülümseten rüyalar görmeyi…

neden bu kadar garip? ve neden anlayamıyoruz hiçbir şeyi? insan olmak zor zanaat.

yeni yıl yeni yıl yeni yıl…

bittiğinde diğerlerinin yanına gidecek 365 gün daha… yavaş yavaş hafızamda çürüyecek hatıralar… neden kutlayayım ki? bir sürü iyi ve kötü şey olacak yine. ve yine bitecek. aynı bu yılın sona erişi gibi tükenip gidecek. neyi kutlayabilirim? zamanın elimden kayıp gitmesini mi?

yeni yıl yeni yıl yeni yıl…

“bir şey koparır bizden,
yıllar geçip giderken…” demiş horatius.

kutlama yapmak neden mantıklı olsun ki? ben bütün bunlara toplum baskısı diyorum. hiç de öyle değilmiş gibi görünebilir ama aslında zihniyet olarak sınırlandırılıyoruz. evet, sıradan bir yılbaşı meselesini de devlet sorunu yaptıktan sonra aranızdan ayrılıyorum sevgili okuyucular… bugünlük yeterince saçmaladım.

not: hazır yılbaşı gelmişken bu bahaneyle söylemem gereken bir şey var. “white christmas” başarılı oyunculuklar ama öncesinde yaratıcı senaristler... 2011’de çekilen ve sekiz bölümden oluşan bu kore dizisini mutlaka izlemelisiniz.

not 2: ilgili the bigbang theory bölümü de çok hoştu. tanıdığım biri gibi izlemekten vazgeçmişseniz bile tavsiye edeceğim bir bölümdü hahahah sheldon cooper 


saygılar…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder