Cuma, Ağustos 14, 2015

"yine japon filmi mi izliyorsun?" #6

Filmler biriktikçe birikiyor ama Paul bir türlü üşengeçliğinden kurtulamıyor efenim. 



Confessions / 2010

İlk başta yine mi okul ve çocuklar pfffft diye göz ucuyla izlemeye başlasam da hakkını vermek lazım, çok sıkı filmdi. Bir yerden sonra kendimi ağzım açık izlerken buldum. Zaten IMDB puanının 7.9 oluşundan pay çıkarmanız lazım. Film Kanae Minato'nun aynı isimli kitabından uyarlanmış. Tetsuya Nakashima'nın beyaz perdeye aktardığı film ise 83.Akademi Ödülleri'nde "Yabancı Dildeki En İyi Film" ödülünü almış. Toplamdaysa 14 ödül almış. 

Film ortaokul öğretmeni olan Bayan Moriguchi'nin (Takako Matsu) itirafıyla başlar. Derste ayağı kayıp havuza düşüp boğulan kızından bahseder ve bunun bir kaza olmadığını, sınıftaki iki öğrencinin bunu yaptığını söyler. Onları A ve B olarak isimlendirip bütün olayları anlatır ve onların içtikleri süte HIV virüsü (AIDS) enjekte ettiğini söyler ve yaklaşık on yılları kaldığını. Sonra birer birer diğer karakterlerin itirafları gelir. Sınıf başkanı, öğrenci B ve öğrenci A... A demişken, bu filmden sonra biri "just kidding" deyince öfkelenmeye başladım, nedenini izleyince anlarsınız. (Bu arada Masaki Okada dünyadan habersiz öğretmen Werther'i oynuyor. Bayağı komik olmuş.)


Kurgusu gerçekten çok iyiydi, tabi bazı noktalarda çocuklar bu kadar canavarlaşabilir mi diye sorguluyor insan. Pek çok dizi ve filmde "İnsanlar doğuştan mı canavardır, yoksa büyüdükçe mi canavarlaşırlar?" konusu işleniyor, özellikle Koreliler bu konuya fena halde takmış durumda. Bununla birlikte bunun işlendiği yapımların çoğu kaliteli oluyor. Ama en iyisi White Christmas şüphesiz çünkü direk bu sorunun üzerinden yürüyor dizi. Neyse, filmden koptuk, gerçekten iyi filmdi. OST'si de çok dehşetti, kullandıkları sahnelere göre çok çarpıcı oldular.  Film hakkında daha ayrıntılı bir yazı isteyenler şunu tavsiye edeceğim.

“Huzurun olmalı biraz ve seni güçlü kılacak kadar acın. Biraz garip ama; bazen kimseye aldanmayacak kadar taş kalpli olmalısın."



Sugar and Spice / 2006

Buna da yine "liselilerin aşkı mı?! nöğğğğ" diye başlasam da hiç de öyle sıkıcı bir aşk filmi değildi. Gayet hoş ve gerçekçiydi. Üstelik 7.dakikadan sonra lise mise de kalmadı, mezun oluverdiler. 

Başrolümüz Shiro (Yuya Yagira) 17 yaşında bir gençtir ve hiç aşık olmamıştır. Liseden mezun olduktan sonra ise kendini üniversiteye hiç de hazır hissetmiyordur. (Kime benziyor acabası?) Bu yüzden ihtiyacı olmamasına rağmen bir benzincide çalışmaya başlar. Eh ailesi beklendiği üzere istemez ancak filmin benim için gerçek yıldızı olan büyükanne Fujiko, pardon büyükanne mi dedim? Grandma olacaktı. Evet yetmişlik grandma olaya el atınca ebeveyni de kabul eder. Ama bu kadın bir harika dostum! Mari Natsuki yaşına rağmen o kadar güzeldi ki genç sevgilisinin niye onunla olduğuna şaşmamak gerek.



Gas station'da çalışmaya -benzinci yani- başlayan Fujiro ilk aşkıyla burada tanışacak, ilk aşk acısını da burada tadacaktır. Genel olarak sakin bir atmosferde ilerleyen film tam bana göreydi. Sonra mekanlar çok hoştu, benzincinde çalışasım geldi o kadar. Ama tabi ki Grandma'nın barını tek geçiyorum, en hoş şey oydu. Ve tabi ki OST'leri... Uzun zamandır Oasis dinlememiştim, duygulandım. 





Birthright / 2010

Filmi beğendim mi beğenmedim mi bilmiyorum. Emin olduğum tek şey içimi daralttığı. 

Korku filmi olarak geçiyor ama korkunç hiçbir şey yoktu. Olay şu, kızımız Mika zamanında annesi tarafından terk edilmiş, çöpe atılmış hatta. Kızı yetimhanede büyümüş ve annesini bulmuş. Günlerce annesinin evini izliyor. Bir kocası ve bir kızı var, mutlu bir aile tablosu. Sonra Mika üvey kardeşini kaçırıyor.

Film boyunca yalnızca bir kaç cümle işitiyorsunuz. 2011'de birçok önemli film festivalinde gösterilmiş ama IMDB puanı 5.7 ve benim de öyle çok tavsiye edeceğim bir film değil. Sonu çok çarpıcıydı gerçi, onu inkar edemem. Aslında bir yandan da bayağı iyi bir film de olabilir.



Snow Prince / 2009

O kadar hoş bir filmdi ki keşke ailemle izleseydim dedim. Film torununu evde bulan büyükanne ile başlıyor. Evde yokken bir paket gelmiş, uzun bir hikaye... Geçmişe dönülüyor, yıl 1938(?) Büyükanne Sayo mini mini bir çocuk, zengin ve soylu bir ailenin kızı. Sato isimli yalnızca büyükbabası olan aşırı fakir bir çocukla yakın arkadaşlar ve tabi ki Sayo'nun babası bu durumdan hoşnut değil. Filmde Sato'nun yaşadığı zorluklar ve kasabaya gelen sirkle değişen hayatı vesaire anlatılıyor. Bu sırada da ona eşlik eden tatlı mı tatlı bir köpek var. 



İnanılmaz güzel manzalarla ikinci dünya savaşı öncesi Japonya gözler önüne seriliyor.  Çocuklarla gelen masumiyet, üzücü bir son bile olsa insanı mutlu ediyor. İyi ki izlemişim dediğim, huzur bulduğum filmlerden biri oldu. Sato karakterini eski Hey!Say!JUMP üyesi Ryutaro'nun kardeşi Shintaro canlandırıyor. Ben bu çocuğu Shirutsu Bakaleya Koukou'da izlediğimde fena uyuz olmuştum. Bu filmde daha bir sempatik geldi, belki mıncık bir çocuk olduğundandır. 



I Am Ghost / 2009

Tabi Japon filmi diye açıp ilk gördüğünüz kişi So Ji Sub olunca "ne oluyor yiaaaağğğ" demeden edemiyorsunuz. Yakışıklı bir adam olduğunu inkar etmeyeceğim ama oyunculuğu berbattı. 

Hayalet diye bilinen ve Japonya'ya adam öldürmeye gelen kiralık katil, işler umduğu gibi gitmeyince bir kovalamacanın içinde buluyor kendini. Diğer karakterimiz ise kendini öldürmeye karar veren bir liseli, şans eseri yaralı katile yardım edip de sonrasında ölümle yüz yüze gelince birden yaşamak istediğini fark ediyor. Sonra bu ikisi saçma sapan bir aşka doğru koşarken olaylar gelişiyor. Eee katilin peşinde olan tek kişi mafya değil elbette, polis de onu arıyor. Hatta bir de muhabir var. Klişelerin dibine vuran film daha ilk beş dakika içinde ne olup biteceğini anlamanıza yetiyor. 

Filmde ilgimi çeken tek şey Japonların da muska geleneğinin olması oldu. Şaşırtıcı değil mi? Bunun dışında filmi atlayarak izledim çünkü felaket sıkıcıydı. Ağır So Ji Sub fanı değilseniz izlemeyin arkadaşlar, açık net söylüyorum zaman kaybetmeyin.

10 yorum:

  1. Confessions'un afişini görmeyince konudan çaktım izlediğimi.Beni etkileyen nadide japon filmlerinden biridir. White Christmas "içinizdeki canavara merhaba diyin":)) o zamanlar izlerken bunun kore yapımı olduğuna emin misiniz demişimdir.Tabi kdramayla romantik komedi kıvamında tanışınca insan:)) meğer arada çıkıyomuş böyle sıkı diziler^^
    Böyle selamsız ,sabahsız dalmış gibi hissettim kendimi birden asdfgf

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sorun yok, benim de genelde yaptığım bir şeydir de :D
      Gerçekten izlerken değil sıkılmak, kendimi unuttum. White Xmas efsanedir zaten ya, iki kez izledim, bir kaç yıl geçsin, üçüncü kez bile izlerim :3

      Sil
  2. Norwegian wood izledin mi? Izlenmeli mi?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İzledim ama filmini izlemektense kitabını oku derim, kitabı daha güzeldi (Haruki Murakami - İmkansızın Şarkısı)

      Sil
  3. Japon sinemasını takip ettiğim halde sadece Kokuhaku'yu izlemişim ben :D Diğerlerine hemen bakmayı düşünüyorum. Bu arada tumblr'dan geri döndüm sana, gelmedi mi mesajım?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ya benim tumblrdaki gelen kutum biraz, hayır bayağı bir mal da yeni bir şey geldiğinde göstermiyor hıyaroloviç, şimdi baktım cevap yazacağım hemen, teşekkür ederim :'')

      Sil
    2. Problem değil:) Bir de şey soracaktım Odishon'u izledin mi? Bir de Janghwa, Hongryeon'u, izlediysen fikirlerini duymak isterim. Özellikle Janghwa Hongryeon hakkında :D

      Sil
    3. İzlemedim ama çok merak ettiğim bir film oldu :D Korku filmlerine hep bir gıcığımdır ama sanırım iyi bir film, yani dediğine göre izleyebilirim belki :D

      Sil
    4. Ya Odishonu bir haftadır erteliyorum namından dolayi, galiba hafta sonu izliycem ablamla :D
      Ama Janghwayi izledim ve aynı şeyi diyemiyorum biraz hayal kırıklığı oldu bende sanki :D görüntüsü inanılmaz iyiydi, bayağı yönetmene aşık oldum hatta korkmam gereken yerde bildiğin bayağı arkaya odaklanmıştım o konuda iyi ama konu telef olmuş, seyirciyi şaşırtalım diye bayağı boşa gitmiş konu ... ha sırf oyunculuklar için bile izlenir tabi :D

      Sil
    5. Benim için sorun da bu zaten. Korkamıyorum, sırf moda girmek için yalnız başıma gece izliyorum falan ama havaya giremiyorum. Ama şimdi madem öyle diyorsun, bir izleyeyim, merak ettim. :D

      Sil