Pazar, Nisan 13, 2014

Mart'ta Okuduklarım


Mart ayı kitap konusunda oldukça dolu geçti. 21 kitap okudum, 22. Kitabımın son 50 sayfasını Nisan’da okuduğum için onu Nisan yazıma alacağım. Ayrıca bu ay Türk yazarları okuma konusunda iyi bir performans gösterdiğimi düşünüyorum. :3

Yabancı Yazarlar:

SINIRIN GÜNEYİNDE, GÜNEŞİN BATISINDA

Açılışı Haruki Murakami’yla yapmış bulunuyoruz böylece. Geçtiğimiz Temmuz Metüriç’e almıştım ama ancak okudu. Kitap okumayı sevmeyen biri olarak kısa sürede bitirince ve oldukça heyecanlı tepkiler verince ben de okudum. Ama beğenmese bile yine okurdum gibime geliyor, Murakami sonuçta. İsmini ezberleyene kadar canımızın çıktığını da söylemeliyim. Ama sona yaklaştığımızda gerçekten çok iyi bir seçim olduğunu düşündüm. 

Hikayeyi otuzlu yaşlarda oldukça iyi bir hayata sahipmiş gibi görünen Hacime’den dinliyoruz. Aklını kurcalayan bir soru vardır; Şimamoto. Hacime başka bir yere taşındığında yalnız 12 yaşında olmalarına rağmen birbirleri üzerinde büyük izler bırakmışlardır ve yetişkin oldukları dönemde karşılaştıklarında hala etkisi sürmektedir.

İnanılmaz sıradan bir senaryo olmasına rağmen Metüriç’e dediğim gibi “Önemli olan sonunda ne olacağını bilip bilmemek değil, okuma arzusu yaratan o sonun nasıl geleceğine duyulan merak...” Ve Murakami o kadar güzel işlemişti ki okurken mest oldum. Bilmiyorum belki son zamanlarda benim de aklımı kurcalayan sorulardan birini konu ettiği için anlamak istediğimi anladım ya da anlatılandan daha fazlasını kendi kafamda kurdum, bilemiyorum. Ama çok fazla gerçek bir şeyden bahsediyordu. Neredeyse mükemmel bir hayat sürmesine rağmen mutsuz olan ve sık sık derin düşüncelere dalan bir adam… Her şeyi geride bırakıp yepyeni bir hayat başlama arzusuyla alıştığı yaşamdan kopma korkusu arasında kalmış bir adam…

Murakami’nin okuduğum ikinci kitabıydı. Bu adama karşı her zaman saygı duymuş olmama rağmen okuduğum ilk kitabı (İmkansızın Şarkısı) biraz hayal kırıklığı yaşattığı için… Aslında şöyle, her zamanki gibi işleyişi mükemmeldi ama tahammül edemeyeceğim kadar aşk vardı ve karakterlerle anlaşamadım. Bu kitapta da aşk vardı tabi ama sadece bu kadar değildi, dahası vardı o yüzden ben de daha çok sevdim. “Koşmasaydım Yazamazdım” da kitaplığımdan bana bakıyor ve Nisan ayı için sırada bekliyor. :’)

ATEŞİ KIVILCIMKEN SÖNDÜRMELİ

Tolstoy hikâyeleri okumanın en kötü tarafı düzenli şekilde bölünmemiş olmaları bu yüzden hangisini okudum hangisini okumadım bilemiyorum. Başlıklara da hiç dikkat etmeyen biri olarak hatırlamam mümkün olmuyor. O yüzden elime geçince alıp okuyorum. Tolstoy’u övecek değilim elbette ama son iki hikâyeyi çok sevdim. Özellikle şu şarkıcılı olanı, çok iyiydi ya…

DENEMELER

En son orta 2’de okuduğum kitabı ikinci kez okudum. O zaman Montaigne’in içine ben kaçmışım gibi hissediyordum. Her denemesi ayrı etkileyici geliyordu ama bu yaşıma gelip de yeniden okuyunca “Hah… Bunlar deneme oluyor da benimkiler nasıl olmaz?!” deyip durdum. Kendimi Montaigne’den üstün gördüğüm falan yok ama haksızlık olduğunu düşündüm. Bundan 500 yıl önce yaşamadıysak suçumuz ne? Bilemiyorum, o zamanki aklımda fazla abartmış olmalıyım. Ama her insan bir kere okumalı ve sonra da yazmaya başlamalı diye düşünüyorum.

KİBARLIK BUDALASI & SEVDA DOKTORU

Ah Moliere, neden Cimri’nin daha ünlü olduğunu anlayabiliyorum. Tam da mizah anlayışlarımız oldukça benzer olduğunu düşünürken… Belki yüzyıl farkından kaynaklanıyordur diyeceğim ama Cimri’de gülmüştüm ben. Neyse, bu seferlik seni affediyorum Moliere’ciğim. ^^ 

DRİNA KÖPRÜSÜ

İvo Andriç’in Nobel Ödüllü kitabı. Kütüphanede elime geçtiğinde büyük bir heyecan duydum. Gerçi ben her kitapların bulunduğu her mekana girişimde sapıtıyorum ama demek istediğim o değil. Bir önce alıp okumak için büyük bir istekten bahsediyorum.

Kitap Drina nehrinin üzerindeki köprüyü orijin alarak aslında dönemleri mükemmel bir şekilde anlatmış. Köprünün çevresindeki Vişegrad’ın neredeyse 350 yılını anlatır. Yapılışından kendi yaşadığı döneme kadar diyebiliriz.

İnanılmaz derecede objektif bir üslup kullanmasına rağmen okuyucu duygunun içinde kayboluyor. Çok fazla bir şey söylemeyi düşünmüyorum ayrıntıları şurada bulabilirsiniz. Benim tek diyeceğim çok ama çok iyi bir roman olduğu. Martta okuduğum en iyi kitap olduğunu söyleyebilirim şüphesiz.


Bu da köprünün bugünkü hali:





Türk Yazarlar:

MABETSİZ ŞEHİR

Osman Yüksel Serdengeçti’nin korkusuzca hiçbir şeyden hiç kimseden lafını esirgemediği bir kitap. Serdengeçti’nin genel üslubu bu zaten, hiçbir şeyi dallandırmadan dolaylandırmadan dosdoğru ne diyecekse söylemesi. Coşkulu da bir üslubu olunca gümbür gümbür yazılar… Bununla birlikte siyasi içerikli şeylerden hoşlanmıyorsanız kesinlikle okumayın derim çünkü her sayfası bununla dolu.

BU MİLLET NEDEN AĞLAR?

Yine Osman Yüksel Serdengeçti’den bir kitap. B’yle kütüphanede bulduğumuzda sevinçten öldük diyebilirim. Serdengeçti’nin bütün düşüncelerini onayladığımdan değil, üslubuna bayıldığımdan ve o dönemin olaylarını o dönemde yazmış olmasından dolayı çekici. Yine de Mabetsiz Şehir’in daha güzel olduğunu söylememe izin verin. Bununla birlikte “Bir Nesli Nasıl Mahvettiler?” kitabını arıyoruz şu aralarda. Bulursak bizim için pek hoş olacak.^^

MERVİN Beni Ararsan Bulursun

Ömer Sevinçgül’ün pek çok kitabını okudum ama bunların içinde hiç roman yoktu. Hikaye yazmadaki başarısını biliyordum bu yüzden merakım büyüktü.

Kitap 2.Dünya savaşında Alman ordusunda yer alan bir çocuğu anlatıyor. Öncelikle herkesin okuyabileceği bir roman olduğunu belirtmeliyim. Sıkılır mıyım diye endişelenmeye lüzum yok. Biraz da bu yüzden daha erken bir yaşta okumam gerektiğini düşündüm. Başlarda vasat gidiyordu, sonradan gayet güzel bir kitap oldu. Ama finaldeki olayların hızlı geçtiğini düşünüyordum, daha uzun sürseydi sanırım daha güzel olurdu. Genel olarak bakarsak ben beğendim, tavsiye edebileceğim bir kitap. Hele tarihe biraz ilgi duyanlar için çok hoş olacak…

DOĞU-BATI DİVANINDA CENNET BAHSİ

İlk kez yaklaşık 3 yıl önce okumuştum, bir kez daha okumanın zararı olmayacağını düşündüm.
Dr. Bayram Yılmaz Goethe’nin Doğu-Batı divanında bulunan cennet konulu şiirlerden bir derleme yapmış ve ayrıntılı bir şekilde açıklamış. Çok iyi bir kitaptı tabi ki. Goethe’nin neden favori klasik yazarım olduğu bir kere daha görüldü. :P Dahası ilginç bir hikayem oldu kitapla ilgili.

Ben bu kitabı anneannemde bulup okudum, bu yüzden de dedemin olduğunu düşündüm. O yüzden kitabı gidip kütüphaneden aldım. Okuduktan sonra hakkında babamla konuşurken “İmzası olması lazım üzerinde.” Dedi, ben de saf saf baktım babama. Meğer zamanında aynı üniversitede çalışırken birinci elden yazarından almış kitabı babam. O bulduğum da bizim kitabımızmış. Üstelik tarihe bakınca güldüm, o zaman daha doğmamışım bile!

ŞEHİR MEKTUPLARI

Ne çektim be diyorum öncelikle. İlk aldığım kitabın neredeyse her kelimesi yeşil keçeli kalemle çizilmiş buldum. Kafayı yiyecek gibiydim. Hiçbir şekilde kitapların çizilmesinden hoşlanmayan ben ağlayabilirdim herhalde. Sonra gidip temiz bir tanesini bulunca huzura erdim.

Ahmet Rasim’i çok sevdiğimi belirtmeliyim, okurken inanılmaz zevk alıyorum. Tanpınar’ın da hakkında söylediklerini okuyunca inanılmaz merakım kabarmıştı. Tanışmayı çok isterdim. Mizah anlayışım Moliere’le 1 uyuyorsa Ahmet Rasim’le 100 uyuyor. Okurken o kadar çok güldüm, arkadaşlarım çıkıştılar. Ama bu demek değildir ki her okuyanın hoşuna gider. Sadece kendi adıma konuşabilirim. Yine de Ahmet Rasim’i fangörllük yapabilecek kadar çok seviyorum. :3

MEŞHUR ŞAİRLERDEN MEŞHUR ŞİİRLER

Bu kitap yüzünden 3-4 gün şiirler yatıp şiirle kalktık. B oradan buradan bir şiir okuyor efkarlanıyor sonra kitabı önüme koyup “oku” diyor. Bir de benden dinledikten sonra ancak içine siniyor, başkasına geçiyor. Bu sırada da şiir sevmeyen NSA bizim mağdurumuz olmuş durumda tabi. Şiir sevdirmeye çalışıyorum, o da sevmeye çalışıyor falan. (Şuan Yahya Kemal’i seviyor neyse ki…) Öyle ilginç bir dönem oldu, herkes de şöyle bir eline alıp karıştırdı. Hatta annem kitaba aşık oldu asdsadasd

BOSTAN & GÜLİSTAN

İki ayrı kitap ama bence ikisinden birlikte bahsedilebilir. Şüphesiz Şark Klasiklerinin en önemli kitaplarını yazmış Sadi Şirazi. Günümüz Türkçe’sine çevrilirken edebi ağırlığına biraz kaybetmiş olsa da o farklı havayı hemen hissediyorsunuz. En çok ilgimi çeken şeylerden biri kendinden 3.tekil şahıs olarak bahsetmesi oldu.

Sadi’nin üslubunu en güzel anlatan ifade “Sehl-i Mümteni”  Kolay, basit görünür ama taklit edilemez. Gerçekten de son zamanlarda okuduğum kitapları çok farklı yönlerinden inceliyorum. Şimdiye kadar hiç “Bu ne yapmış ya?” diye düşündüğüm olmadı. Hepsi için “Bu tarz da yazabilirim.” Diye düşündüm ama Sadi’nin ne tarzı kullandığına dair bile bir fikrim yok.

Beydaba’nın Kelile ve Dimne’sini okumayan yoktur, Hint edebiyatının yapıtaşlarından biri. Aynı şekilde Sadi Şirazi de İran Edebiyatı’nın en büyük şairlerinden biri olarak bu iki kitabı yazmış. Pek çok öğütün hikâyelerle misalden mesele dönüştüğü kitaplar. Bostan’ı çok çok çok önce okumuştum ama aklımda hiçbir şey kalmamış, biraz da o yüzden olsa gerek ilk okuyuşum gibi oldu. Zaman zaman sıkıldım çünkü hikâyeleri başka kitaplarda yer aldığı için çoğunu önceden okumuş olduğumu gördüm. (Ortaokula geçmeden önce ya tarihi roman okurdum ya da bu öykü kitapları, o yüzden okumadığım öykü kalmadı gibi oldu.)

İMKANSIZ ÖYKÜLER

İdolümmmmmm!!!
Şu kitabı okuduktan sonra Rasim Özdenören’i idolüm ilan ettim. İstanbul Üniversitesi’nin Huku fakültesinden ve Gazetecilik Enstitüsünden mezun olan arkadaşımız (adam 74 yaşında) Sezai Karakoç’un da yakın arkadaşıymış. :O

Adını daha önce duymuş ama önyargıma mağlup olup okumaya tenezzül etmemiştim. Fuarda bütün kitaplarını karıştırıp da hiçbirini almayınca sanırsam standın önündeki abiden tırstım. Kitabı alma nedenim bu olmadı tabi, kapağın üzerinde Escher’dı!!! Kendisi kelimenin tam anlamıyla “hastası” olduğum bir ressamdır. Şuan “O kim?” diye düşünenlerin bile en az 2-3 resmini gördüğünden eminim. Bir çizimde neyin nereye girip nereye çıktığını anlayamıyorsanız bilin ki çizeri Escher’dır. Biraz abartmış olabilirim tabi. :P Yine de bir matematikçinin kafası çizimde nasıl işler sorusunun cevabıdır. Ama bu bir Escher’ın tanıtım yazısı değil. Resmin orijinali bırakıp konuya dönüyorum.



Özdenören öncelikle doğu ve batı ayırmadan çok çok çok fazla okumuş. Sık sık Rilke’den “ustam” olarak bahsetmesi çok ilgimi çekiyor mesela. Neyse, Amerika’da da iki yıl bulunmuş biri olduğunu düşünürsek onun evinde oturan bir yazar olmadığını anlıyoruz. En büyük arzum kendisiyle tanışmak, mümkünse hayattayken. Çünkü bu kitabı okuduğumda hikayelerinin inanılmaz iyi olduğunu gördüm ve birçoğunun da 80’li yıllarda yazıldığını düşünürsek zamanının çok çok ilerisinde olduğu anlaşılıyor. Yeni yeni edebiyatımızda görmeye başladığımız tarzda bir üslubu daha o zamanlar ustaca kullanmış.

Diğer kitaplarını okumadım ama bildiğim bir şey var ki bu adamı eleştirmek istiyorsanız önce ondan daha iyi yazdığınızı ispatlamak zorundasınız.

KENDİ GÖK KUBBEMİZ

Ya da “Yahya Kemal’in en güzel şiirleri” diyebiliriz. Bir dahaki okuyacağım Yahya Kemal kitabı muhtemelen “Eğil Dağlar” olacak. Onun hakkında yazmak daha kolay olacaktır. Ama burada Yahya Kemal diyoruz şiir diyoruz… Söylenecek pek de bir şey yok.

“Üç bölüme ayrılmış olan kitabın "Kendi Gök Kubbemiz" bölümünde Türk tarihi ve kültürüyle ilgili şiirler, "Yol Düşüncesi" bölümünde rintlik, ölüm ihtiyarlık konularındaki şiirler, "Vuslat" bölümünde aşk şiirleri toplanmıştır.” –Vikipedi

Hicran gün ortasında neden böyle seslenir,
Birden hatırlatır unutan kalbe sevgiyi?
Keskin bir özleyişle hayal ettiren nedir.
Bir devre varsa insanın ömründe en iyi?

CEHENNEM ÇİÇEĞİ

Oğullar ve Rencide Ruhlar’dan bahsetmeden önce bu kitaptan bahsetmem olmazdı aslında ama yapacak bir şey yok. Alper Canıgüz tam 9 yıl sonra Alper Kamu’nun ikinci hikayesini yazmış. Ve Alper Kamu hala 5 yaşında. Bir önceki kitapta Alper’in sloganı "Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar.” iken bu sefer "Bilirsiniz, insanlar doğar, ölür ve sonra büyür." Diyor. Dedektifin 5 yaşında olduğu bir polisiye romanı bile denebilir.

İtiraf etmek gerekirse ilk kitabın sonunda bazı düşünceleri yüzünden Alpar Canıgüz’e sinir olmuştum. Sonra birkaç programda kendisini dinleyince pek bir ısındım. Cehennem Çiçeği’nin okuduktan sonraysa sinirim tamamen geçmişti. Kitabı bir günde okudum zaten. Akıcılığından şüpheniz olmasın, biraz da çerezlik niyetine okumuştum, onu söylemeliyim, ağır bir kitap değil. Ayrıca Alper Canıgüz’ün diğer kitaplarını da okumaya karar vermemi sağladı. ^^

KELEBEĞİN RÜYASI

Eğitim Bir-Sen’in öğretmenler arasında yaptığı yarışmada dereceye giren hikâyelerin yer aldığı bir kitap. 2005, 2006, 2007 ve 2008 senelerindeki hikâyeler var. Yalnız jürilerle pek aynı fikirde olamadığımızı gördüm, ben hep ikinci üçüncü olan ya da mansiyon alan hikâyeleri sevdim. Özellikle 2008’in mansiyon alan bütün hikâyeleri çok iyiydi, fazla iyi. Okurken duygulandığım zamanlar oldu, insanın öğretmen olası geliyor. Bir de jürilerle uyuşmadığımı görünce şu hikaye yarışmasındaki ümidim yok olmaya daha da yaklaştı. Mansiyon yeterliydi aslında asdasdasd

BİZE GÖRE

Ahmet Haşim’in ufacık hacme sahip, İkdam dergisinde yazdığı denemelerin derlemesi olan kitabı. Böylesine meşhur bir şairin deneme kitabını okumak tuhaf gelmesin, Haşim çok ilginç düşüncelere sahip bir adam. Çok değişik yani, anlamakta güçlük çekiyorum. Öyle ortaya karışık bir insan ki… Yine de kendini ifade ederken alışılmışın dışında bir üslup kullanıyor ve sanırım onda hoşuma giden şey de tam olarak bu.

***

Kendi yaptığımız okuma şöleni içinde bu ay okuduklarım:

Daha önce okumadığım bir klasik yazarı: Çiçero – İHTİYARLIK

Yaşlılığımda çok şikayetçi değildim –bel ağrılarım dışında- ama bu kitabı okuduktan sonra insan ortalıkta dolanıp “Ben yaşlıyım, hahah, ben yaşlıyım ama siz gençsiniz zavallılar!” diyebilir. Yaşlı olduğu için kederlenen herkese okutmak lazım. :3

Daha önce okumadığım bir kadın yazar: Camille Noe Pagan - GÜLÜMSE ANILARA

Şu aralar ölesiye popüler olan püsküllü seriden bir kitap okumaya karar vermiştim. Madem o kadar eleştiriyorum ve eleştirmeye devam edeceğim, bunu okumadan yapmış olmak istemedim. Tabi o berbat kalitedeki kapaklılardan birini okumaya dayanamazdım, o yüzden ben de bunu seçtim. Bununki çok mu harika diye soracak olursanız hiç de değil ama diğerlerinin yanında daha iyi olduğu kesin. Ha bir de kitabın orijinal ismi Art of Forgetting, bunu “Gülümse Anılara” diye çevirmek de yetenek işi şimdi.

Tabi ki bu kitaba para vermedim, arkadaşımdan alıp okudum. Peki ne düşünüyorum? Açıkçası “vasat bir roman” demek yeterli olur. Okuduğum için intihar etme isteği duymadım ama kesinlikle gereksiz olduğunu düşünüyorum. Bir de rumuz kullanıp böyle bir kitap yazarak köşeyi dönmeyi. Şuanda ben kimim ki milleti yargılıyorum diye düşünüyorum. Çok daha iyi yazarlar var, biraz onlara üzülüyorum sanırım. Bir de boşuna mı uğraşıyorum diye düşünüyorum. Ama ben kimim ki zaten?...

Bir Türk Klasiği: Ahmet Hamdi Tanpınar - SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ

AhmeeEEeeet Hamdiiİİİii TANPINAR, Ahmet Hamdi Tanpınar! AhmeeEEeeet Hamdiiİİİii TANPINAR, Ahmet Hamdi Tanpınar!

Fangörllük görevimi yerine getirdikten sonra… Bu adam bir tane ya, bu üslup, bu tarz, bu anlayış bir tane… Gerçi şimdi ona özenen çok yazar var ama yine de bir tanedir Tanpınar. Bir şey söylemenin hiç lüzumu yok, bu kitap okunacak, okunmalı. Kitap okumayı seven her Türk Tanpınar okumadan ölmemeli. Bu benim görüşüm tabi çok iyiydi ya… Gerçi Beş Şehir’e çok bağlanmadım ama roman söz konusu olunca bir numaradır Tanpınar. Bu kadar övgü yeter, Hayri İrdal’a saygılaaaaar…



Biliyorum çok uzun oldu ama bu sefer benim gevezeliğim yüzünden değildi, gerçekten! :'')

Görüşmek üzere!!!

6 yorum:

  1. İyi okuyorsun Paul, FAZlA İYİ VE GÜZEL :D Çok özendim şu an sana, bir ayda yirmi kitap vay be, vay beeee! Seni örnek almalıyım kendime sanırım... Maşallah, iki dua okuyup üfleyip gideyim :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok ama abarttığımı düşünüyorum ben, 15 iyidir üstüne çıkmamalı bir insan. Sonra benim gibi mal oluyorsun, aynı şeyi en fazla 3 saniye düşünemiyorsun, aklın kayıp gidiyor...

      Sil
  2. Allah nazarlardan saklasııın seni e mi? Daha ne diyim. :)

    Okumak güzeldir abarttığın şey okumak olsun millet neleri abartıyo da kahrını biz çekiyoruz mütevazi şey seni :):):)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dertli gördüm seni :D
      Şu devirde alçakgönüllüğün samimiyeti inanman ben o yüzden yok yani :D ne diyorsam içimden geçen o olduğu içindir :'')

      Sil
    2. Çok dertliyim çoook :-D
      Alçakgönüllüğün samimiyeti mi samimiyetsiz insanların alçak gönüllülüğü mü şüphe etmemiz gereken?insan aynı çiğlikte her çağ bir diğerinin tekrarı. :-) piki o zaman :-)

      Sil
    3. O gün ben de bir "şey"lerin abartıldığını gördüm ve "Hakikaten abi ya..." dedim :D
      Genelde samimi olan insanlar bile söz konusu kendileri olduğunda başka bir şeye dönüşüyor, o yüzden elimi eteğimi çektim ben bu erdemden :')

      Sil