Perşembe, Ocak 26, 2017

memurun faslı


önce başlığı postmodern çerçevede bir tiyatro örneği yapacaktım ama sonra çok iddalı olduğuna karar verdim. çünkü evet burada bütün bir post tiyatro döneminden bahsedecekten değilim, hatta tiyatroda postmodernizm de değil konumuz. neyse, ne olmadığını söylerken ne olduğunu söylemiyorum. iyisi mi hemen şöyle sitede ne okuyup gitmeye karar verdiğimizi görelim:

"Geleneksel ortaoyunu tiplerinden Pişekar ve Kavuklu’nun çevresinden sahneye aktarılan oyunun birinci bölümünde memurumuz düşle gerçek arasında ki ince çizgiyi kaybetmektedir. İkinci bölümde eski zamanlarda vali olmak isteyen birinin uğraşsız emeline ulaşması ironik bir biçimde anlatılırken, üçüncü bölüm; bir patlıcan mevzusuyla menfaatlerin dört nala koşumunu seyirciye göstermektedir. Oyunun geriye kalan bölümlerinde ise; öğretmen- öğrenci, amir –memur, patron- işçi hatta iki sevgili arasında düzene sitem, güldürü öğeleriyle sıralanmakta, eşek olarak ölen birinin insan olarak dirilmesi güldürmekte, bir memurun hayatının eskiden ne kadar zor olduğu tüm oyun boyunca ele alınmaktadır."

yazanın coşkun ırmak yani öyle bir geçer zaman ki dizisinin senaristi olduğunu bilmek bana ne kazandırdı bilmiyorum. ya da bir sürü kitabı olması ki bu noktada hiçbiriyle en ufak bir karşılaşma yaşamamış olduğumu gördüm. ne beklemeliydim? hiçbir fikrim yoktu ve çok hafif kar yağan bir günde tiyatroya gittim. (bunu söyledim çünkü hava çok tatlıydı) orkestrada kimi görsem beğenirsiniz? eski müzik hocamı, adını hatırlayamadım ama bize keman çalardı, mozart genelde, onu hatırlıyorum. ordaysa perküsyondan sorumluydu. bir an genç hissettim ama çok sürmedi.


beş oyuncu sahneye gelip seslerini açmak suretiyle hahahoho yaptılar ama bu da oyunun bir parçasıydı ki o zaman bundan emin olamasam da -sonuçta daha yeni başlamıştı- bir üstkurmacanın varlığından şüphelenmiştim. oyun ilerledikçe zaman zaman kızların "düzgün oyna be" diye adamlara ayar verişi, önce geleneksek kavuklu ve pişekar rolünde çıkan iki oyuncunun "biz bunu beceremeyiz" deyip cübbeleri çıkarması,kız kılığındaki gencin yere düşüp balon göğüslerinden birinin yarıya inmesi ve sonra "fazla memesi olan var mı?" diye sorması, seyircilerin arasına girmeleri, orkestrayla sık sık muhatap olmaları, paşa olan kızın nişanların şıngırtısına kendini kaptırması ve bunun gibi zilyon tane şey seyirciye tiyatroda olduğunu bir an olsun unutturmuyordu. tamam abarttım arada kayışlar kopuyordu ama çok geçmeden yeniden dürtülüyorduk.

adında memur geçmesinden bile içinde politik anlamlar yüklü olduğunu tahmin edilebilir sanıyorum ama  sandığımdan çok daha fazlaydı. o eski memur ve işçi hikayesinin yanı sıra güncel olaylara da göndermeler vardı ama o konuyu burada deşmeyeceğim. hani hiç sanmıyorum ama benim "fazla" yorumlarım yüzünden kimse zan altında kalsın istemem.  hislerime göre ırmak'ın bu tiyatroyu yazarken kafasında bu yoktu sanki, yani tabi ki orijinal metni görmedim ve adamı da tanımıyorum ama oyuncular ne kadar iyi olursa olsun -ki kızlar pek iyi değillerdi, bunu itiraf etmem gerek- bazı tiratların havada kaldığını hissettim. öyle düşünmemin sebebi de tam olarak budur.

ortalama bir oyundan çok fazla şarkı türkü faslı vardı ve sonuçta sesleri fena olmasa da işleri şarkı söylemek olmadığı için bir süre sonra sesleri dayanılmaz oldu. (hani sesin kötüyse kısık söyle bari, arkadaşlarının arasında kayna, ne diye bağırıyorsun?) bir süre sonra artık sessizlik arzulamaya başladım. yine de asıl canımı sıkan bu değildi, elbette ben de çok defa güldüm ama salondakilere kıyasla yarı yarıya bile değil. neden? çünkü hep kaba komedi, oyuncuların görünüşleriyle konuşma şekilleriyle oynayarak kurulmuş bir komedi vardı. ve ben de nasıl bkm'yi güldür güldür ya da kural-cemcir ikilisinin işlerindeki bu fiziksel komediye saydırmışsam burada da sessiz kalmadım. (içimden tabi) bana göre bir kolay yoldan yapılan ucuz komedi ve gülmüyorum. doğaçlama gelişen fazla meme olayına bayağı güldüm ama, o da doğaçlama olduğu için ve aslında yine bedensel içeriği olsa da kafa işiydi.    

sonuç olarak gittiğim için pişman mıyım? hayır. ama daha iyisi olabilir miydi? çok daha iyisi olurdu. 



2 yorum: