Perşembe, Temmuz 23, 2015

Son uyku mu? Hayır, ölüm son uyanıştır.


Ben onu hiç görmedim ama herkes ona benzediğimi söylüyor.

İlk duyduğumda ne düşüneceğimi bilemedim, hani herkes düşmüştür bu boşluğa... Araba tırla çarpışmış ve taklalar atmış. Biri mucizevi bir şekilde bir kaç sıyrıkla kurtulmuş, o ise yetmiş saattir yoğun bakımda ölümle yüzleşiyor. 

Kazadan bir kaç gün önce arabayı satmışlar ama o: "Neden sattın ben arabamızı çok seviyordum geri al," diye diye satışı geri çektirmiş. Aynı arabayla...

Ablam öylesine ağladı öylesine ağladı ki onu gördüğümde rengi mora yakındı. Tam bir yıl önce gördüğü rüyayı yeniden anlattı. Sahilde uzanmış bir kız yatıyor, önce ben sanıp koşuyor, yanına geldiğinde o olduğunu görüyor. Bir süre sonra kalkıp koşmaya başlıyor, üzerinde kat kat beyaz bir giysi var. "Öylesine mutlu ki..." diyor ablam "Ona gıpta ediyorum."

Bugün onu ziyarete gittim. Göstermediler. Hastane boş olduğundan büyükçe bir odayı hasta yakınlarına tahsis etmişler. Erkekler dışarıda, kadınlarsa bu odadaydı. Ama hayır, kimse bağıra çağıra ağlamıyor, isyan etmiyor, ağıt yakmıyordu. Dillerde komadan mucizevi bir şekilde uyanan insanlar hikayeleri dolaşıyordu. İçeri girdiğimde herkes bana baktı "Aynı o..." dediler, sesimi çıkarmadan oturdum. Ona bakıyormuş gibi baktılar bana. "Ne kadar da benziyor..." dediler, ben gözlerimi yerdeki fayanslara kilitledim, başımı kaldırmadım. Bir iki hikaye daha anlatıldı, annem sen çıkabilirsin dedi, koridorun köşesine gidip biraz ağladım, hastaneden çıkarken, arabaya binerken, eve giderken biraz daha ağladım. Başım müthiş ağrıyor, bayılacak gibi hissediyordum.

Öylesine küçük, öylesine aciz, öylesine bir hiçiz ki aslında, insan varlığını sorguluyor. Ne yapıyorum ben bu dünyada diye... Ne yapıyorum gerçekten?

Belki çoktan beyin ölümü gerçekleşti, bilemiyoruz. En ufak bir hareketinde beyin kanaması yeniden başlayacağı için tomografi çekilemiyor ve başka bir hastaneye nakledilemiyor. Röntgenleri vesaire Hacettepe ve Cerrahpaşa'daki bazı doktorlara gönderdiler. Ölmüş olabileceğini söylediler ve hiçbir doktor müdahale etmeye yanaşmadı. Çok hasar almış dediler. Yaşasa bile o kadar kötü bir durumda olacakmış ki ölmesi onun için daha hayırlı olabilir diye düşündürüyor. Bu noktada artık "yaşasın" bile diyemiyor insan.

Annesine babasına kardeşlerine söylenmedi bunlar. "Bilmeye hakları yok mu?" diye sordum, "Sen olsan bilmek istemez miydin?" diye de üsteledim hatta. Kederle başını iki yana salladı annem, "Söylenmez." dedi. Niyesini sormadım, hiç anne olmamıştım. 


16 Temmuz 2015


Yapılan testler sonucunda beyin ölümü gerçekleştiği kesinleşti.

Fiş çekilmeden doğal ölümün gerçekleşmesini bekleme kararı alındı. Bu süreç iki gün de olabilirmiş bir ay da. 


Çok az kaldı.

20 Temmuz 2015


Son, hızlı ama herkesin hazır olduğu bir vakitte geldi.

Hastaneye gittik, çoğu siyah giyinmiş kadınlar yarım daire şeklinde oturmuşlardı. Herkes ağlıyordu, annesi dışında. Öylesine derin bir teslimiyet içindeydi ki...

"Anlamıştım zamanı geldiğini, bugün bir farklıydı." dedi, tutamadım gözyaşlarımı. Elbette, anneydi o, her şeyden haberi vardı en baştan beri. Kimse söylemese de bilirdi o, hissederdi. İdrak edememiştim. Nasıl bu kadar metanetli olabilirdi bir insan?

Ne kadar iyi bir biri olduğu hakkında konuştular. Ve beni gösterip yine "Ona benziyor" dediler, ben yine sustum. Gözyaşlarım akmasın diye gözlerimi kapatmamak için kendimi kasıyordum.  

Ama öylesine güzel gitmişti ki hepimiz ona imrendik. 

3 Temmuz doğum günüydü, 13'ünde kaza geçirdi, 23'ünde bu dünyadan ayrıldı.

Yalnızca 23 yaşındaydı. 


23 Temmuz 2015

4 yorum:

  1. Başınız sağolsun...
    Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun inşallah...

    YanıtlayınSil
  2. Başın sağolsun. Mekanı cennet olur inşaallah. Annesi çok güçlü bir insanmış. Allah hepinize, en çok da annesine sabır versin...

    YanıtlayınSil
  3. Her şeyin iyi olacağını düşünün

    YanıtlayınSil