Cumartesi, Nisan 25, 2020

ne bileyim ne yapıyorum


dün bugün yarın - a

az önce bir mesaj okudum kapatmak üzere olduğum instagram hesabında. (kapatma sebebim pek kullanmıyor oluşum ve son bir hafta içinde sürekli abuk subuk yerlerden hesabıma giriş yapılıyor olması.) neredeyse bir hafta olmuş ama ben yeni gördüm. şöyle diyor: "akşamın bu vakti bi' anda arrakis nasıl acaba diye düşündüm ve bloga bakıyım"

bu cümleyi ilk duyuşum değil ama bu sefer bir başka etkiledi beni. bu blog sayesinde tanıştığım ama yüz yüze ama maille telefonla, bütün o güzel insanları düşündüm. o kadar muhteşem bir şey ki bu ağlayasım geldi şaka değil gözlerim doldu -hemen ağlarım ben zaten.

bloga yeniden dönmek bu dört beş ayda aklıma birkaç kez gelmişti ama yeterince güçlü bir şekilde değil. blogu artık kimsenin okumak istemediğini düşündüğüm için kapatmıştım biraz da çünkü yazıların ortalama elli civarında görüntülenmesi oluyor (bir zamanlar bu beş yüz ile bin arasındaydı), o da muhtemelen yanlışlıkla gelmiştir diyordum. hem artık sosyal medya, yutup derken kim blog okur?

ama sonra sekiz yıl öncesini düşündüm, on beş yaşındaki yağmur'u, bugün olduğumdan çok farklı bir insandım. beni kendimle biraz olsun barıştıran bir şey olduysa lise hayatım boyunca o da bu blogdur başka bir şey değil. değil elli bir kişi bile okuyorsa bu yazdıklarımı orada bir yerde, aylar sonra aklına gelmişse bloga bakmak ve aa paul/yağmur dönmüş ne yazmış acaba derse bu bana az mı mutluluk verir?

şimdi yeniden ama bu sefer gizli bir kimliğin arkasına sığınmadan rahatça ve ben, yağmur'un bizzat kendisi olarak yazmak istiyorum. gene en duygusal en mahrem duygularımı yazardım buraya ama yine de bir anonimdim. ilk yazımı yayınladığımdan bir dakika sonra "ben ne yaptım, nasıl paylaştım" diye paniğe kapılıp silmiş, sonra hayır bunu aşmam gerek diye yeniden yayınlamış, defalarca bu loop'un içinde kendimle çatışmıştım. çok şükür o günler geride kaldı. belki o dönem ergenliğinde benimle birlikte buhranı yaşayan okurlarım da olmuştur ve şimdi onlar da umuyorum ki bu yaşlarında çiçek gibi açmışlardır. yani ben bir çiçek oldum diyemem ama içimde nefret yok artık.

bu karantina sürecinde hayat durunca ben de durdum ve bir baktım etrafıma, nefes aldım, yeniden gördüm odamdaki eşyaları, aynada kendimi yeniden gördüm, yeniden yadsıdım, korktum suretimden. bu imago bana mı ait gerçekten? lacan okudum rahatladım. annem yüzüme baktı "korkacak bir şey yok," dedi. arkadaşım "aynaya bak ve kendine teşekkür et," dedi, "bu kadar güzel olduğun için." etmedim. göz göze gelemiyorum yansımamla, nedir bu ürküntü?

sonra kalktım uzun zamandır yazamadığım mailleri yazdım dünyanın öbür ucundaki arkadaşlarıma. sessiz sakin xingchi'ye yazdım, iddialı shohei'ye yazdım. onlar da bana yazdılar. bu hala hatırlanıyor hala seviliyor olduğunu öğrenmek ne kadar güzel bir his. sadece konuşmak yaptığımız ve bu bizi mutlu edecek. sonra az evvel, başta bahsettiğim mesaj geldi, inanılmaz mutlu etti. şimdi diyorum ki bu yazdıklarımı okuyacak biri var mı? yok! olmasın. beklentiden muaf yaşayalım bu hayatı.

6 yorum:

  1. Zaman zaman ben de okunmadığımı düşünüyor ve uzaklaşıyorum bloglardan, sonra yazmanın benim için olduğunu, bana iyi geldiği geçeğiyle yüzleşiyorum. Bir kişi bile okusa, onun için burada olmalıyım diyorum, en çok burda olmanın bana iyi geldiği için burdayım. Hoş geldin, ara ara ben de uzaklaşsam da geldiğimde okurum yazılarını, sen yaz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. yazmayı, özel olarak buraya yazmayı özlüyor insan. teşekkür ederim

      Sil
  2. Anonime geçtikten bir süre sonra kapattım blogumu.pişman mıyım bazen. ama benim insanları tanıdığımı düşünmem ya da benim yazdıklarımdan yola çıkarak insanların beni tanıdığını düşünmesi beni huzursuz etti. blogu açtığım ilk zamanlar bloga yazdıklarımı birinin okuyacak olması, kişinin hayatının ,yanlışlık da olsa, birkaç dksını ya da saniyesini bana ayıracak olması inanılmaz iyi hissettirirdi. yoldan geçen birine selam vermek gibi. şimdi bilmem kaçıncı blogumda bilmem kaçıncı yazımı yazıyorum. okuyan yok uğrayan yok. ama bırakamıyorum da.bir kere alışınca bırakılamıyor sanırım :D hoş geldin yağmur.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. hoş bulduk isperçet. ne güzel bir bırakamamak. bir okur olarak diyorum ki seni okuyanların da bu selamlaşmadan memnun olduğunu düşün, düşünelim

      Sil
  3. Paulcüğüm. Sevgili Paulcüğüm. Eski günlerdeki gibi hitap ediyorum sana. Seninle aynı hissiyatta olduğumu yazmak istiyorum buraya. Tam olarak değil, senin kadar korkusuz, cesur değilim yani. İsmimle çıkamam.
    Önce kendi kendime yazarım deyip başlıyoruz bu işe ama sonra bi bakıyoruz paylaşıyoruz. Birileriyle. Gerçek hayatta var olan insanlarla. Sonra farkında olmadan alışıyoruz bu paylaşma hissine. Beklentiden muaf yaşayamıyoruz sevgili Paulcüğüm. Öyle olsak burada ne işimiz var defterler, kapalı word dosyaları varken?... Paylaşıyoruz. İyi ki varsın. İyi ki paylaşıyoruz. Az da olsa yaz, bulun buralarda. Ben seni okumak istiyorum. Bunu bencil bir istek olarak değil seni bekleyen birinin ricası olarak gör lütfen.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. çok sevgili keyaki. bana her nasıl istersen öyle seslen. kaç yıldır okuyorum seni bilmem, ne çok sevdiğimi söylemişimdir sanıyorum ya da umuyorum.
      o kadar haklısın ki. beklentisiz yaşamak mümkünsüz. ve aynı öyle dediğin gibi alışmışım. o eski ketumluk yerini rahatlığa bırakmış. iyi ki bırakmış. iyi ki paylaşıyoruz.

      Sil