Bu film psikoanalitik
sinema teorisi üzerinden incelenecektir. Psikoanalizde iki öne çıkan ekol
vardır: Freudçu ve Lacancı. Freud'un yaklaşımı daha çok insan ruhunun
işleyişini ve ilişkilerii, ve bunlarda dış dünyayı nasıl kurduğumuzu
soruşturmak-araştırmaktır. Freud'a göre ihtiyaçlarımızı karşılamaya ve
arzularımızı gerçekleştirmeye çalışıyoruz, bunları yapamadığımızda da acı
çekiyoruz. Aynı zamanda arzularımızdan dolayı suçlu da hissediyoruz, hatta
gerçekleşmediğinde kendimizden nefret etmeye kadar gidebiliyor. Freud genellikle kendinden iğrenme
(self-disgust) ve düş kırıklığı gibi duyguları bilinçdışı duruma bastırdığımızı
iddia eder ancak bilinçdışı her zaman gizli ve gömülü kalamaz ve rüyalar
aracılığıyla ortaya çıkabilir.
Psikoanaliz ve sinemanın ilişkisi ise perde bizim
hayallerimizi ve arzularımızı göstermeye başladığında ortaya çıkar, yani bir
nevi bilinçaltımızı. Bu şekilde sinema seyirciyi arzulayan özne olarak
konumlandırır, aygıtın öznesi olarak, kamera bu işlevi görür, seyirciyle
özdeşleşir.
Seyirci (spectatorship) konusu ilk kez 1970'lerin
ortasında, göstergebilim (semiotic) ve psikoanalizin sinema alanında etkisiyle
birlikte teorik olarak değerlendirildi. Sinema, 1920 ve 30larda rüyaya
benzerliğiyle ilintili olarak bilinçdışı arzunun aracısı olarak tartışılmıştı
ama 70lere kadar tam anlamıyla sinema deneyimin seyirci etkisi dikkate
alınmamıştı.
Jean Louis Baudry'ye göre sinematik aygıt, temsil
mekanikleri üzerinden (kamera, kurgu, gösterim, perde önündeki seyirci)
ideolojik bir pozisyon üretir. İdeolojikti çünkü dominant sinema pratikleri
işçiliği saklayarak izleyiciye gerçeklik hissi vermeyi amaçlıyordu çünkü
böylece seyirci, anlam yaratıcısının kendisi olduğunu düşünüyordu.
Kısaca özetlemek
gerekirse, Lacan mitolojik bir hikaye olan narcisssus üzerine insanın kendi
benliğini aynada görüp özdeşleştirmesini bir evre olarak değerlendirir. Sinema
bu evreye seyircinin kendisini karakterlerle özdeşleştirmesiyle benzemektedir. Ancak
sinema deneyimi yalnız özdeşleşmeyi sunmaz.
Skopofili, genel olarak bir şeye bakmaktan izlemekten haz
almak ve bunu arzulamak olarak
tanımlanır, genellikle cinsel çağrışımlar içerir. Freud terimi libidinal
dürtüden bahsederken kullanır. Psikanalitik film teorisinde, skopofili terimi
seyircinin perdeyi izlerken yaşadığı bilinçsiz süreci açıklamak için
kullanıldı. Voyörizm (Röntgencilik), benzer bir terimdir, başka insanları
onların haberi olmadan izleme eylemine denir. Filmlere gitmek için para
ödüyoruz, ancak perdenin karşısına oturduğumuzda, ekranda izlemekte olduğumuz
'habersiz' insanların eylemlerini izleyen seyirci olarak röntgenci olarak
konumlandırılıyoruz aslında. Bu konumlandırmadan da zevk alıyoruz. Bununla
birlikte, röntgencilik seyirciyle sınırlı değildir, eylemi çekmiş olan kamera
da aynı zamanda bir “röntgenci”dir. Bu görsel zevke bakmanın utancı eşlik eder.
Bu yüzden görünmeden görmek temel şarttır. Kamera va sinema perdesi de bu
görünmezliği seyirciye sağlar.
Hitchcook filmin baş karakteriyle
seyirciyi bu bağlamla ilişkilendirir. Filmde, cinema perdesinin dörtgeni bir
pencere gibidir ve bu pencereden heyecanla ve hevesle insanların özel
hayatlarını izleriz, Jeff'in yaptığı gibi. Bu anlamda aslında, yönetmen biçim
ve içeriği birleştirmiştir. Arka pencere, film üzerine yapılmış bir filmdir.
Kırık bir bacakla
tekerlekli sandalyeye bağlı Jefferies, karanlıkta görünmeyen bir seyir izleyici
hareketsizdir. Aslında, bir fotoğrafçı ve foto muhabiri olarak Jefferies
profesyonel bir röntgencidir. Pencerenin önündeki perdenin açılması bile sinema
deneyimini hatırlatır. Lisa perdeyi kapatırken "gösteri bitti," der.
Seyirci olarak, Jeff’in
diğerlerini izlemesini izleyen meta-röntgencileriz. Her pencereyi bir başka
genre olarak yorumlamak mümkün olduğu gibi (romantik, drama, korku vs.) aynı filmin sırasıyla değil aynı anda oynayan
sahneleri gibi olduğunu düşünmek de mümkün.
Jeff'in Lisa'yla
olan ilişkisini ele alalım. Lisa onunla aynı dairedeyken Jeff'in rahatsızlığını
sürekli hissederiz. Lisa'nın filmdeki ilk görünümü de bir korku filmini
andırır, güneş batarken önce gölgesi Jeff'in üzerine gelir ve Jeff irkilir.
Ancak Lisa Jeff'in penceresinden izlediği şeyin bir parçası olduğunda Jeff'in
ona karşı sempatisinin yükseldiğini görürüz. Aynı şekilde izlenirken sorun
olmayan katil Lars da ne zaman Jeff'in dairesine girerse o zaman bir sorun
haline gelir. Uzaklık bir röntgenci için olumlu, yakınlık ise sorunludur.
Aynı zamanda yönetmen,
voyörizmin cinayet gibi bir suçun ortaya çıkmasını sağlasa bile toplum için
olumsuz olmaya devam edip edemeyeceğini konusunu sorgular.

